Davut Nuriler Web Sitesi

MAKEDONYA ETRAFINDA KOPAN FIRTINA NE GETİRİR?

  1. Asır başlarında Avrupa’daki Osmanlı mevcudiyetini şark sorunu olarak gören ve onu balkanlardan atmaya karar vermiş olan güçlü batı ülkeleri, bu düşmanca hedeflerini gerçekleştirirken Makedonya’yı kullandılar. Kurguladıkları yıkım senaryolarını uygulamak için kozmopolit Makedonya, oldukça uygun bir coğrafya idi. Müslüman Türkler, Arnavutlar ve Boşnakların yanında, Hıristiyan Ortodoks Makedonlar (Bulgarlar), Sırplar ve farklı din, dil ve etnik kökene mensup küçük gruplar iç içe yaşıyordu. Osmanlı millet sisteminin asırlar süren, ve insan haklarını merkezine alan düzeni, çok sayıda  farklı unsuru, refah ve  barış içinde yaşatmayı başarıyordu.

20 Ocak Pazar günü Atina’da, yüz binlere varan genelde aşırı milliyetçi görüşe sahip hükümet muhalifi Yunan vatandaşının, Makedonya ile yapılan isim anlaşmasını protesto etmesinin arka planına bir göz atmak istiyorum. İki ülke arasındaki bu ihtilaf tarihten süzülen kronikleşmiş bir takım problemlerin hala çözülemediğine işaret ediyor. AB çatısı altında, çatışmalara sebep olmaktan çıkarılmış söz konusu problemler, Balkanlar’da barış ve istikrarı tehdit etmeye devam ediyor. Balkanların meydan ve caddeleri öfkeli protestocularla dolup taşıyor. Ağır kış şartlarına rağmen protestoların sürdüğü şehirler   Atina ve Üsküp’ten ibaret  değil.  İki ay kadar önce Borko Stefanoviç isimli bir muhalif liderin polis tarafından dövülmesi ile Sırbistan’ın başşehrinde başlayan hükümet aleyhtarı protestolar, ülkenin diğer şehirlerine de yayılma eğilimi gösteriyor. Bu gösterilere karşı hükümet, hem  içerideki bu protestolara, hem de batıya mesaj olarak anlaşılabilecek  bir zirveyle  Belgrat’ta cevap verdi. 17 Ocak Perşembe günü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vucic’in ısrarlı daveti ile Belgrat’ta  gösterişli gövde gösterisi yaptı. Ülkesindeki ekonomik ve siyasi problemleri çözme konusunda gittikçe köşeye sıkışan Sırbistan’ın bebek yüzlü başkanı Vuçiç,  bir yıl içinde Putin’le üçüncü defa bir araya geliyordu. Bosna ve Hırvatistan’ın bir kaç şehrinde, benzer protestoların ardı arkası kesilmiyor. Adriyatik sahilindeki bazı tersanelerde işsiz kalan binlerce tersane işçisi Hırvatistan hükümetine karşı ayağa kalkmış durumda. Karadağ’ın NATO’ya girişi bu küçük ülkeyi ikiye bölmüş durumda. Seçimleri bir türlü kazanamayan Belgrat yanlısı siyasi blok, mevcut iktidarın NATO ile bütünleşmesini bir türlü içine sindiremiyor.

Atina ile Üsküp arasındaki isim krizine tekrar dönelim. Bilindiği üzere Yugoslavya dağılırken Makedonya ile Yunanistan arasında bir isim krizi ortaya çıkmış,  Atina, Makedonya isminin kendine ait olduğunu ve bu eski Yugoslavya ülkesinin bağımsızlığını tanırken, Makedonya kelimesini kullanmamasını şart koşmuştu. Yunanistan bu tezini BM’ye kabul ettirmeyi başarmıştı. Bu sebeple Makedonya’nın, NATO ve AB  gibi  global kurumlara katılımı mümkün olamamıştı.

Makedonya’nın bağımsız devlet olmasından bu tarafa, ilk defa iktidara gelen sosyal demokrat parti (SDSM)  ve Başbakanı  Zoran Zaev, AB ve ABD’nin de desteği ile Yunan başbakan Aleksis Tzipras ile, ülkenin Kuzey Makedonya ismini kullanması üzerine anlaşma sağladılar. Bu şekilde Makedonya’nın AB ve NATO üyeliğinin önü açılmış oluyordu. Ancak bu anlaşmanın akabinde,  Yunan dışişleri bakanı istifa etmek zorunda kaldı. Yani anlaşma kolayca uygulanabilecek gibi görünmüyordu. Hatta bu istifa yeterli olmadı ki, koalisyon ortağı ırkçı parti anlaşmanın uygulamasını engellemek amacıyla, hükümetten çekildi. Bu ayrılık  iktidarı güven oylamasına gitmek zorunda bıraktı.  Başbakan Tzipras birkaç gün önce yapılan güven oylamasında, tek oy farkı ile  hükümetini  ayakta tutmayı başardı.

Yunan siyasetinin Makedonya ismi ile ilgili takıntısına ve komşusuna yaptığı baskılara yakından bakmak istiyorum. Makedonya’da Yunanistan’ın müdahalesini meşru’ kılacak bir Yunan azınlık yok, dili ve kültürünün de Helenlikle bir yakınlığı yok.  Makedonya’da Slav ırkına mensup bir millet yaşıyor. Slav dili konuşuyor, Kiril alfabesi kullanıyor. Bu Ortodoks Hrıstiyanların yanında İslam dinine mensup Türkler,  Arnavutlar ve Boşnaklar nerede ise ülke nüfusunun yarısını oluşturuyor. Yunanistan; Makedonya ismini tekeline alması için gösterdiği gerekçe, büyük İskender dönemine ait bazı tarihi verilere ve sınırları içinde Makedonya adı ile anılan bir bölgenin mevcudiyetine dayandırıyor. Yunanistan’ın bu iddialarının uluslararası hukuki geçerliliği tartışmalıdır.  25 km’2 lik bir yüzölçümüne ve 2 milyon bir nüfusa sahip, ordusu bile olmayan Makedonya’nın, Yunanistan için nasıl yayılmacı bir tehdit olabileceğini anlamak kolay değildir. Tüm bu verileri dikkate aldığınızda Yunan kamuoyunun isim anlaşmasına bu kadar yoğun tepki göstermesinin izahı gerçekten anlaşılması güç bir durumdur.

Balkanların küçük ülkesi Makedonya’nın başındaki bela sadece Yunanistan’dan ibaret değil.  Makedonları bir millet kabul etmeyen Sırplar’a göre, orada yaşayan Ortodoks Slavlar, Sırp ulusunun bir parçasıdır, dolayısıyla Makedonya Sırp toprağıdır. Osmanlı idaresi döneminde, bugünün Makedonya’sında yaşayan Ortodoks millet tarihi kayıtlara Bulgar etnik kimliği ile anıldığı için, Bulgaristan da,  bölgeyi kendinin bir parçası saymaya ve Makedon Milleti diye bir millet olmadığı tezini ısrarla savunmaya devam ediyor.  1913 yılında Makedonya’yı aralarında paylaşamayan bu yayılmacı saldırgan komşular (Yunan, Sırp ve Bulgarlar) bu anlaşmazlığı savaşa kadar götürmüşlerdi.  Arnavutluk’la bütünleşme yolunda adımlar atan Kosova ise, nüfusunun ekseriyetini Arnavutların oluşturması sebebi ile Makedonya’nın batısını kendine bağlamanın hesaplarını dile getirmekten çekinmiyor.  Çevresindeki bu komşuların baskılarına karşı Makedonya çareyi, AB şemsiyesi altına girmekte buluyor ve ısrarla AB üyesi olmak için uğraşıyor. Asırlarca Osmanlı’nın bir parçası olarak yaşayan Makedonya topraklarında  hak iddia etmeyen tek ülke Türkiye’dir. Tamamen bir Türk şehri olan ve Yahya Kemal gibi bir Türkçe ustası büyük şairi yetiştiren bu coğrafyada, üzülerek ifade etmeliyim ki göç sebebi ile Türk  azınlık % 5’lere kadar düşmüş, Türkçe dili ise yok olmak üzeredir.

Bölgede NATO’nun artan genişlemesine karşı Rusya, Panslavist söylemlerle varlığını hissettirmeye çalışıyor. AB, 2018 yılının sonlarında yaptığı bir hamle ile, 2025 yılında, balkan ülkelerinin önüne tam üyelik hedefi koydu.  Bu hedefin ne kadar gerçekçi olacağını zaman gösterecek. Avrupa’da yükselen aşırı milliyetçi ve yabancı düşmanı akımlar balkanlara kötü örnek oluşturmaya devam ederken AB’nin 2025 yılı ile ilgili hedefi şimdiden şüphe ile karşılanmaktadır.

5 asır bölgeyi idare eden Osmanlı’nın mirasçısı Türkiye,  20. Asır boyunca balkanlarda etkisiz bir eleman gibi hareket etti.  Son 15 yıldan bu tarafa yeniden güçlenen Türkiye, bölgede aktif bir role soyunmazsa barış ve istikrarın tesis edilmesi kolay görünmüyor. Türkiye’nin içinde yer almadığı bir Balkan barış  ve istikrar sağlamak çok zordur hatta   hayalden ibarettir.